Hepimizin hayatın neredeyse tüm alanlarında yaşadığı bir konu aksi görüşe karşı tahammülsüzlük. Ya biz yapıyoruz ya da bize yapılıyor. Tartışmalar adeta horoz dövüşü kıvamında yaşanıyor. Diğer tarafın bakış açısının temellerine karşı merakın yerini kendi fikrimizi kabul ettirme endişesi alıyor. Odak noktamız konu ve o konuyu ileriye taşıma yollarını birlikte keşfetmek yerine içinde olduğumuz “tarafı” koruyabilmek oluyor. Bu nedenle de iletişime kapalıyız, nötr değil savunmadayız.
Peki neden bu sarmaldan çıkamıyoruz? Neden hiçbir tehdit hissetmeden açık bir şekilde iletişim kuramıyor, enerjimizin çoğunu hayatı hepimiz için iyileştirmek yerine kendi fikirlerimizi kabul ettirmeye harcıyoruz?
“Ya taraf olursun ya bertaraf”
Bu bakış ortak bilincimizi esir almış durumda. Dünyayı bir bütün olarak değil, zıtlığın ya bir köşesine ya da diğer köşesine hapsolmuş bir şekilde algılıyoruz. Ya “şu”cu ya “bu”cu oluyoruz. “Biz”, “ben” ve “onlar”a bölünüyor ve benliğin içindeki bu çatışma dış dünyaya ilişkilerde düşmanlık, fikirlerde bağnazlık olarak yansıyor.
İnsanın yaptığı tüm kötülüklerin kaynağında da bilinçteki benzer bölünme yatıyor. Hem “ben” hem “onlar” diyen sevgi, yerini “ben” ya da “onlar”a bırakıyor. Gücünü özünden alamayan insan, varlığını sürdürebilmek için sentetik ikamelere (para, camia, ideoloji, mevki, başarı vb.) tutunmak zorunda kalıyor. Mevkiine tutunuyorsa onu kaybetmesi, fikirlere tutunuyorsa fikirlerinin çürütülmesi “ölüm” hissini yaşatıyor. Burada “ölüm” hissini yaşayan aslında kişinin özü değil, öz dışında bir şeye tutunmaya çalışan kimliktir.
Haklı çıkmak eğer sizin için çok önemliyse, hiç öyle görünmüyor olsa bile ilgilendiğiniz şey aslında bu fikirle özdeşleşen varlığınızdır. Bu durumu ancak dürüst gözlerle baktığınızda kendinizi kandırmadan görebilirsiniz. Böyle bir tartışma yalnızca doldurmaya çalıştığınız boşluğu besler; bütünün iyiliği için hiçbir kıymeti yoktur. Böyle bir tartışma “biz” görünümlü olsa da “ben”e hizmet eder ve daha çok çatışma yaratır.
Konu haklı veya haksız olmaktan çıkıp her şeyi duymaya meraklı ve hazır hale gelebildiğimizde işte o zaman benliğe sevgisizlik ve korku, tartışmalara da savunma ve kişiliğe hakaret eşlik etmeyecek. İşte o zaman tartışmalar ego merkezli düşünceye değil, herkesin en yüksek hayrına hizmet edecek.
Keşifte kalın,
