Neden buradayım?
Zihinsel gücün hiç olmadığı kadar yüceltildiği, tüm çözümlerin bilgide ve zekada arandığı bir çağda psikolojik problemlerin ve hastalıkların da hiç olmadığı kadar artması tesadüf değil.
Görünen o ki ciddi bir dengesizliğe sürüklenmiş durumdayız.
İroni odur ki, bizi bu dengesizliğe sürükleyen kör noktanın ne olduğuna odaklanmak yerine ihtiyacımız olan cevapları hiç bulamayacağımız bir yerde yılmadan aramaya devam ediyoruz. Karanlıkta kaybettiği anahtarı sırf aydınlık diye başka bir yerde arayan adam gibi.
Size konuyu eril ve dişilin hikayesi üzerinden anlatmak istiyorum.
Bir yanda tüm haşmetiyle güç, irade, eylem, zihin ve aklın temsilcisi eril enerji; diğer yanda tüm zarafetiyle sevgi, ilişkisellik, teslimiyet, duygu ve bedenin temsilcisi dişil enerji.
Erkekler erilin, kadınlar ve doğa ise dişilin fiziksel ifadesi olsa da, bu iki zıt güç her birimizin içinde mevcut. Dolayısıyla yazıda bahsi geçen eril de dişil de, hem erkeği hem de kadını ilgilendiriyor. Kimse üstüne alınmamazlık yapmasın.
Biz kontrolümüzün dışında kalan bir alana kontrolü bırakmadan ulaşmaya çalışıyoruz; o nedenle de dişiliği temsil eden unsurlarla aramız hiç iyi değil.
Dişil aklımızı başımızdan almaya ve kontrolümüzü kaybettirmeye adeta yemin etmiş gibi. Kontrolü ve gücü kaybetmek istemediği için bunu bir tehdit olarak algılayan eril de dişil üzerindeki baskısını artırarak onu adeta yok etmeye yemin etmiş gibi.
Dişil: Birbirimize bu kadar ihtiyacımız varken neden barış ve huzur içinde yaşayamıyoruz? Neden ilişkimizi devam ettirmek için kendimi yok saymak zorunda kalıyorum?
Eril: Duygularıma kapıldığımda gücümü kaybediyorum; bu benim için ölümden farksız. Duygusal ihtiyaçlarımı yok saymayı tercih ederim.
Dişil: Zaaflarına oynamaktan başka çare bırakmıyorsun bana. Bunun seni daha çok korkutmasını anlayabiliyorum çünkü duygusal ihtiyaçlarını yok sayman zafiyetini de arttırıyor. Anlamıyor musun? Tam da beni yok sayarak gücünü kaybediyorsun.
Anlaşılmayan, kendini her defasında çok daha şiddetli ve çok daha kontrolsüz bir şekilde ifade etmeye çalışıyor ve aradaki savaş gittikçe şiddetleniyor.
Zihinsel gücün ve bunun ürünü olan teknolojik gelişmelerin hızla arttığı bu çağda, dişil güç ve dolayısıyla yaşamlarımız maalesef büyük bir tehlike altında. İşin esas tehlikeli olan yanı ise, erilin tüm küstahlığıyla dişilden bağımsız var kalabileceğini düşünmesi.
Kendi bacağımıza kurşun sıkıyoruz ve farkında bile olmadan kendimizi yavaş bir ölüme terk ediyoruz. Küçücük bir damla suya muhtaç haldeyiz fakat bu savaşa ne pahasına olursa olsun devam ediyoruz.
İnsanlığın bu çağdaki görevi, eril ve dişil arasındaki bu savaşı dansa dönüştürebilmektir.
Bunun için önce kendi içimizdeki savaşı bitirmeli ve hiç bir parçamızdan utanmadan içimizdeki hakikati yaşatabilir hale gelmeliyiz. Ancak o zaman başkalarının da aynı şeyi yapabilmeleri için onlara doğru şekilde alan tutabilir ve toplumdaki savaşın bitmesine vesile olabiliriz.
Dişil olanı kesip biçme, şekil verme, kontrol etme motivasyonumuz devam ettiği sürece ise bu savaşı devam ettirmiş oluruz.
Bu arada gücümüzü kaybetmeyi istememek konusunda da sonuna kadar haklıyız. Gücümüzü kaybedersek de ölürüz, duygusal bağa dayalı ilişkisel ihtiyaçlarımızı yok sayarsak da ölürüz. Kritik olan, ikisinden birinden vazgeçmek zorunda kalmadan nasıl yaşayacağız?
Söylemesi kolay olacak biliyorum ama bunun tek yolu zihnin sınırlarını anlayarak akla çıkabilmek. Duygularımızın ve eylemlerimizin sorumluluğunu alabilmek. Sağlıklı sınırlar çizebilmek. Acıyı dönüştürebilmek. Böylece, kontrolü güçle ve bağımlılığı da sevgiyle karıştırmayı bırakabilmek. Bilgi ile bilgeliği el ele tutuşturabilmek ve aklın şemsiyesi altında zıtlıkların kuşların havadaki dansı gibi ahenk içinde var olabilmelerini sağlamak.
Bireyleşmeye giden yol tam olarak budur ve bu alınması gereken kişisel bir sorumluluktur.
Bunun hepimize ne kadar zor geldiğinin farkındayım fakat; ancak ve ancak kendi kendimizi kurtarabiliriz. Ne bir guru, ne mesih, ne bir din adamı, ne yeni bir Atatürk, ne annemiz babamız, ne ruh eşimiz, ne “uzaylılar”, ne de herhangi bir teknolojik gelişme.
Yalnızca içeriden kalıcı olarak iyileşebilir ve iyiliğe vesile olabiliriz; dışarıdan bir müdahale ile değil.
Bu sorumluluğu almaya ve kendi kendini kurtarmaya kararlıysan ben de sana bunu yapabilmen için alan tutmaya hazırım.
Hoş geldin.

İletişimde kalın.
Her Pazartesi sabahı “Haftanın konusu” bültenlerini almak için ücretsiz abone olun.