wylly-suhendra-Swk4G_xi_uM-unsplash

Spiritüalizm: Dünya bir illüzyon mudur?

Dünya genelinde, insanlarda temel olarak birbirine taban tabana zıt iki yönelim görüyoruz. Bunlardan biri spiritüalizm, diğeri ise materyalizm. Bu hafta spiritüalizmi ele alacağız.

Hepimiz biriz!

İnsanlığın tarihsel gelişimi hakkında medeniyetler boyu aktarıla gelen klasik ezoterizm bilgilerine baktığımızda konuyu çok daha detaylı inceleme şansımız olsa da konu kapsamında bildiğimiz tarihten yola çıkmak da yeterli olacak. Bu açıdan, hepimizin bildiği üzere, önce ilkel insan vardı. İlkel insan, ego yani “ben” bilinci henüz yeterince gelişmediği için bilinç ve bilinçdışı unsurları birbirinden ayırt edemiyor; herkesle ve her şeyle iç içe geçmiş şekilde, doğanın bir parçası gibi hissediyordu.

Zihnin ve buna paralel olarak “ben” bilincinin gelişimiyle, kendimizi diğer herkes ve her şeyden ayrı bir varlık olarak deneyimlemeye başladık. Bir zamanlar “bir” olduğumuz gerçeğinin sesi arka fonda kısılmaya; bizi birbirimizden ayıran sınırlar da bir o kadar görünür olmaya başladı.

Yine zihnin gelişimiyle, iyilerin yanına kötüler, doğruların yanına yanlışlar eklendi. Artık hiç bir şey zihnin gelişiminden önceki gibi sadece saf ve masum değildi. Hal böyleyken, bize bir de doğruyu ve yanlışı kendi kendimize ayırt etme görevi yüklendi. Bunun neticesinde eylemlerimizin sonuçlarıyla yüzleşmeye başladık ve dolayısıyla deneyimlediğimiz her şeyden sorumlu hale geldik.

Spiritüel baypas

Dünyamız gittikçe daha da kirleniyor ve biz kirlendikçe daha çok acı çekiyoruz. Öyle ki, sanki küçücük bir çocuk olduğumuz halde elimize bir silah verildi ve biz o silahı yanlış kullana kullana, kan akıta akıta doğru kullanmayı öğrenebilmekle sınanıyoruz. 

Kendimizi zarar görmekten ve acı çekmekten kurtarmak için ilk olarak birbirine zıt iki farklı stratejiden birine eğilim gösteriyoruz. Bunlardan biri spiritüalist eğilim: büyümeyi tamamen reddederek önceki mutlu hayatına geri dönmek istemek. Yanlış anlaşılmasın, burada kesinlikle spiritüelliği değil, bunun bir kaçış stratejisi olarak kullanılmasını eleştiriyorum.

Spiritüel eğilimi olanlar, kendilerini fiziksel sınırlardan -bedenlerinden- kolaylıkla soyutlayabilirler. Bu yetenek, onlara duyusal algının ötesindeki gerçeklerle temas etme olanağı sağladığı kadar, somut gerçeklerden kaçma şansı da veriyor. Bu sebeple, bugün bir çok kişi yalnızca duygusal acılarını hissetmekten kaçabilmek için farkında bile olmadan spiritüelliğe sığınıyor. Örneğin, meditasyonu negatif düşünceleri savuşturabilmek veya hiç bir şey düşünmemek için kullanıyor. Halbuki sorun negatif düşüncelerden değil, zihinsel hapishanemizden henüz özgürleşememiş olmamızdan ileri geliyor.

Somut gerçeklerden kaçmak, insanın dünyada yarattığı vahşeti gerçeğin bir parçası olarak görmesini engelliyor. Her şeyi bir illüzyondan ibaretmiş gibi değerlendirmek, bizi gördüklerimizden sorumlu olduğumuz gerçeğinin ağırlığı altında ezilmekten kurtarıyor.

“Dünya bir hapishane” mi?

Özellikle spiritüel alanda çalışmalar yapan veya bu yönü güçlü olan insanlardan böyle bir cümle eminim duymuşsunuzdur. Bu insanlar, bir daha geri gelmemek üzere bu dünyadan mümkün olduğunca çabuk gitmek isterler. Onlar, görünen dünyanın ötesindeki ruhsal gerçekliğin farkındalardır ve öldüklerinde özlemini çektikleri ana rahmine geri döneceklerini bilirler. 

Yaşarken hissettikleri ayrılık acısı o kadar fazladır ki, büyümeye çalışmak yerine geldikleri yere geri dönmek onlara çok daha kolay gelir. Oysa ki, mevcut çağdaki görevimiz, o birliği tam da bu dünyada yaşarken yeniden tesis edebilmektir.

Dünyadaki kirlilik zihnin gelişimiyle başlamış olsa da bu kirden kurtulmanın yolu, zihinsel gelişimi reddetmek değil; aksine, zihinsel kapasitemiz yoluyla sorgulayarak doğruyu yanlıştan ayırt edebilir hale gelmektir. Bu kirden kurtulmanın yolu, egoyu yok edilmesi gereken bir düşman gibi görmek değil; “bir” olduğumuz gerçeğini yok saymadan bireyselliğimizi de ortaya koymanın yolunu bulabilmektir.

Büyüme yolunda kirlenmenin kaçınılmaz olduğunu anlamak, hem kendimizi hem de diğerlerini gerçek anlamda affedebilmek ve içimizde derinlere işlemiş olan suçluluk duygumuzdan özgürleşebilmemiz için çok önemli. Gerçek anlamda affetmek, yapılan hataları onaylamak değil, henüz anlamadığımız için hata yapmanın kaçınılmaz olduğu gerçeğini kabul edebilmektir. O nedenle büyüyebilmek ve masumiyetimizi kendi tırnaklarımızla geri almayı öğrenmek için saflık fantezisini bir kenara bırakıp hayatın içine karışmaktan başka yolumuz yok.

Bilmeliyiz ki, dünya hayatı cezamızı çekmeye geldiğimiz bir hapishane değil, bir okul. Büyümeyi ne kadar reddetsek de, öyle ya da böyle, elimize verilen silahı doğru kullanmayı öğreneceğiz. Bundan kaçış yok.

Shopping Cart